Showing posts with label Benjamin. Show all posts
Showing posts with label Benjamin. Show all posts

Tuesday, 25 May 2010

Ölüler Siyasete Nasıl Katılırlar?

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=998231&Date=25.05.2010&CategoryID=42

23/05/2010

Hozat Belediye Başkanı'ndan Kemal Kılıçdaroğlu'na mektup

CEVDET KONAK (Arşivi)

Sizinle aynı topraklarda dünyaya gelmiş ve bu toprakların acılı tarihiyle büyümüş toplumumuzun bir ferdi olarak, söylenecek ilk sözün biz Dersimlilere ait olduğunu düşündüğüm için bu yazıyı kaleme alıyorum. Siyaset teorisinde tarihin, kendini yenileyen bir gerçeklik olduğunu düşünenlerden ziyade, soğuk yenilen bir intikam yemeği olduğuna kanaat getiren zatım, CHP Genel Başkanı olmanıza ramak kalan şu günlerde büyük bir fırsatı yakaladığınıza içtenlikle seviniyor. Öyle ki bu yeni kimliğiniz, sizlerden beklentileri olan farklı toplumsal kesimleri ilk defa aynı umut ortaklığı içerisinde buluşturuyor. Tam da bu noktada, farklı politik atmosferlerin tesiri altında olan insanlara birleşik bir umut olarak sunulmanızı, intikam yemeği olan tarihin bilinçli bir tercihi olarak değerlendiriyorum. Neden derseniz, CHP siyasetinin mevcut paradigması dışında bugüne değin yaptığınız muhtelif açıklamaların liderlik sultasının ezici gücü altında susturulduğu herkesin malumudur. Bugün içinde bulunduğunuz konjonktürel durum sizi bir lider olma aşamasına yükselttiği gibi, aynı zamanda düşündüklerinizi doğrudan ve sansürsüz dile getirmenizi de sağlıyor. Fakat dile getirmiş olduğum durumun tersine ikircikli tavrınıza devam ettiğiniz takdirde, bugüne değin sizlere umut bağlayan halkın büyük çoğunluğunun gözünde, susturulmanıza yorumlanan haklılığınızın asılsız olduğu, gün yüzüne çıkacaktır. Tekrar başa dönecek olursak, bundan dolayıdır ki tarih, kullanmasını bilenlerin elinde güçlü bir silah olduğu gibi, tersi durumlarda eline düşenleri kepazeye çeviren bir intikam meleği işlevi görür.

Gönderilmiş mesih
AKP hükümetine karşı ulusalcı hissiyatlarla hareket eden bir CHP kitlesi için siz, iktidar olma yolunda önemli bir fırsat olarak görülüyorsunuz. AKP’nin gerçekleştirdiği ve gerçekleştireceği politikalara karşı Baykalvari bir kronik muhaliflikle değil de mütevazı kişiliğinizle karşı koyacağınız muhakkak. Statükosunun sarsılacağını düşünen üst kesimin dinci fobisi ile korkularından başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir kısım alt kesiminin ortak paydası olan CHP siyasetinin dümenine geçmek, belki de bu yeni dönem açısından pek fazla bir şey ifade etmeyecektir. Özcesi, artık istemeyerek de olsa Baykal’lı CHP’ye oy veren bir seçmen kitlesi olmayacak önümüzdeki seçimlerde. Siz şu anda zaten var olan CHP tabanı ve onun küskünleri için “binbir hile ve dolap ile kandırılan aziz halkımızı doğru yola getirmek adına gönderilmiş bir mesih olarak görülüyorsunuz”.
Bizlerin temsil ettiği diğer kanada gelecek olursak, içimizde bir burukluk olduğunu istemeyerek de olsa ifade etmek gerek. Yıllardan beridir etnik, dini ve sınıfsal kimliğinden dolayı ezilen Türkiye’nin lanetlileri arasından, bir Obama misali sıyrılmanızı nasıl tarif edeceğimizi bilemiyoruz. Üstelik de Obama’nın yapamadıkları ortada iken! Sizin CHP Genel Başkanı olmanızın, bu ülkenin yüreği hâlâ kanayan ve kimbilir belki de mezarları hiç bulunmayacak çocuklarının olmasını istemeyen her annesi için bir umut olduğunu düşünüyorum. Bu ülkenin çocuklarının kanlarına batırarak siyaset yapanların, her gün bir ailenin ocağına düşen ateşin sorumluları olduğu gün gibi ortadayken, önyargılardan arındırılmış bir toplumun oluşmasında size büyük sorumluluklar düşüyor. Çünkü Türkiye’de hiçbir anne oğlunu artık asker doğuracak kadar cesur değil Kemal bey!
Tüm bunların yanı sıra CHP’nin başında bir Dersimlinin olması, tarihin ironisi olsa gerek. Bundan dolayı şaşkınız. Nasıl şaşırmayalım ki, Dersim 38’den kurtulmuş birini, yaşadıklarının hiç olmadığına inandırmaya benziyor, CHP’nin başında Dersimli birini görmek. Tüm bunlara rağmen devletin başındaki siyasal aşiret olan CHP’nin başkanı olmanızın, gerek yukarıda dile getirmiş olduğum beklentiler çerçevesinde gerekse de her defasında kanatılan çıban yarası Dersim insanı açısından yabana atılmayacak kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Sizden beklentimiz Türkiye’de yaşayan farklı milletlerden ve inançlardan her türlü insanın hiçbir ayrıma maruz kalmayacağı bir politik dille bütünleşmeniz. CHP’nin klasik ulusalcı söyleminden sıyrılarak, bir zamanlar partinizden tasfiye edilen Kürt ve Alevi halkın kendilerini özgür ve hür bir şekilde ifade edebileceği parti içi demokrasiyi inşa etmeniz.
Tarihlerinde büyük acılar ve katliamlar yaşayan toplumların gerçeklikle olan temasları her ne pahasına olursa olsun, diğer topluluklara nazaran daha canlı ve diridir. Zira bu toplumların inşa ettikleri kimlik, canlı bir sözlü tarih anlatısı olarak geçmişini sürekli işlevsel kılar. Bizler Dersim halkı olarak, yüzyıllar boyunca yaşadığımız menfur olaylardan dolayı, gerek bu tarihimize gerekse de onunla ilintili olarak yapılan her açıklamaya dikkat kesilmiş bir toplumuz. Bundan dolayı unutmadık Kemal bey, dün kadar yakındır Dersim’den ve Kürt sorununun çözümü karşısındaki görüşlerinizden geri adım attığınız. Tevatür odur ki, partinizde analarımızı ağlatanların mirasına sahip çıkan monşerlerin sesiymiş sizi bastıran.
En az bizim kadar siz de biliyorsunuz Dersim’i. Aynı göğün altındaki topraklarda can verdi atalarımız. Süngülenerek atılanlarımızın kanıyla kırmızıya boyanan aynı Munzur suyuydu. O Munzur ki, eğilerek içtiğimiz suyuyla kan kardeş yaptı bizi, ölülerimiz ve tarihimizle.
Tüm bunları sizden halkım adına, bir zamanlar -şimdi sizin de içinde bulunduğunuz- o mecliste milletvekili iken, 1925 yılında İttihat ve Terakki anlayışı tarafından astırılan dedem Hasan Hayri Bey adına istiyorum. Şimdi ölülerimiz yattıkları yerden size sesleniyor: Ne olur bir daha geri adım atma evlat ve gereğini yap artık!

CEVDET KONAK:Dersim, Hozat Belediye Başkanı

Friday, 30 October 2009

11.Bienalde Antrepo Üzerine

11.Bienalde Antrepo Üzerine


Biennal’de beni rahatsız edenin ne olduğunu düşünürken sanırım bir sonuca vardım. Mekanı kullanmanın / dönüştürmenin yolları sanıyorum güncel sanatın önemli bir boyutu. Ancak biennal mekanı olan antrepo’da üzerine düşünülen mekan antrepo binasının iç duvarlarıyla sınırlanıyordu. Sokağa, mahalleye çıkmaktan bahsetmiyorum ancak sanki antrepo binasını gezecek seyircinin binayı ön cepheden görme tecrübesiyle hiç karşılaşmayacağı düşünülmüş. Antrepoya ben gittiğimde karşıma çıkan ilk görüntü kocaman bir beyaz bez üzerinde sponsorlar listesiydi. Koç’un sponsor olduğu bir etkinlik olması sorun edilirken, bu beyaz bez üzerinde logosu olan şirketlerin yanında Koç devede kulak kalır.
Bu sahnenin üzerine aklıma şu geliyor, Walter Benjamin 19.yüzyılın Başkenti Paris’te, 19.yüzyıl kentlerinde iç dekorasyona olan takıntıdan bahsediyor. Sanki bir otantisiteymiş gibi evlerinin içini tasarlayan, dekore eden zihniyetten yakınıyor, ve bunun nasıl da kapitalizmin iç-dış, özel-kamusal ayrımlarını zorlamadan elde edilen bir hayali özgürlük olduğunu anlatıyordu. Çünkü evini istediği gibi tasarlayarak evde özgürlüğün tadına varılabileceğine dair bir kanı var.
Antrepo’nun dış görünüşü ile içerisi arasında radikal bir fark vardı. Yukarıdaki önerme çerçevesinde o gün hissettiklerimi anlamlandırdım. Antrepoyu gezmek sanki sanatçıların yaşadığı ve dekore ettiği bir eve misafirliğe gitmek gibiydi. Özel olanın sanki kamusal geziye açılması gibiydi, halbuki düşünülen ve bunun tam tersine olan bir hikaye var. O da Biennal etkinliğinin kamusal bir alanı dönüştürmek yönünde gerçekleştiği. Kamusal olanın tanımını yaparken bir daha sormak gerekiyor sanırım; kamusal dediğimizde salt apartman dairesi dışı bir mekanı, gece yatılmayan her yeri kamusal alan mı sayıyoruz, yoksa kamusaldan anladığımız bir varolma hali, hissetme hali mi olmalı? Yine Richard Sennett, ‘Kamusal Adamın Yokoluşu’ adlı kitabında, nasıl politik olanın giderek özel olanın altında kaybolduğunu anlatıyor. Sanki özele çalan bir varolma hali –sanatçının özel alanı- antrepoda baskındı. Bir solcunun kişisel koleksiyonunu gezer gibiydim adeta.
Belki sanatın kişisel (kolektif de olsa tanımlanabilen bir odaktan çıkarak dolaşıma giren) yaratıcılık üzerine kurulu olması sebebiyle, sergi alanının özel alanın aynasında üretilmesi kaçınılmazdır. Ya da belki de sergi üzerine kurulu, bir bina içine sığdırılan her deneme için bu sonuca varılabilir. Ancak son derece kamusal iddialarla içeriği belirlenmiş bir sergide bu soruları düşünmeden edemiyorum. Belki antrepo binasının dış duvarlarına da önem verilse iyi olurdu.