Showing posts with label Derrida. Show all posts
Showing posts with label Derrida. Show all posts

Monday, 5 July 2010

Spectral Histories

"A messianic promise, even if it was not fulfilled, at least in the form in which it was uttered, even if it rushed headlong toward an ontological content, will have imprinted an inaugural and unique mark in history. And whether we like it or not, whatever consciousness we have of it, we cannot not be its heirs. There is no inheritance without a call to responsibility."

Jacques Derrida, quoted in Zhivka Valiavicharska, Socialist Modes of Governance and the "Withering Away of the State", Theory&Event Volume 13, Issue 2, 2010

The article is another one of a series of attempts to re-Present the Left-wing past as a political possibility of today. A close reading of State&Revolution is all the more interesting given that we attempted a similar reading this smester with Ozselcuk.

Valiavicharska does not use psychoanalysis, but her point is similar to that of Yahya-Ozselcuk's discussion of the forms of the commune, especially when Valiavicharska refers to retrospective studies on Soviet experience and the practice of property law. The close reading of State and Revolution gives us a sense of Lenin flirting with what Madra&Ozselcuk call feminine jouissance following Lacan, countering arguments on the domination of beuracratic specialists as the anthropological truth of Soviet experience in all its aspects.

The article is an attempt to re-Present Soviet past and rescue the "pure memory" of communism from its representational chains.

Thursday, 11 March 2010

İŞ-KUR Baskını

İşsizlik karşısında çare olarak İŞ-KUR'a başvurmak, hukuk çerçevesinde devletle bir ilişkiye girip, ekonomik bir karşılık beklemek hali. Bugün ise sendika.org'da beklemekten sıkılmış, beklemenin, sürekli kapıdan geri dönmenin canına tak ettiğini söyleyen, söylemekle de kalmayan ve bu can sıkıntısını eyleme dönüştüren bir grup işçinin hikayesi var. Kocaeli'de 25 işçi İŞ-KUR'u basmış ve pazartesiye kadar iş bulunmazsa binayı işgal edeceklerini söylemiş. Bir ultimatom verilmiş hukuksal-kurumsal sürece.

Tam istihdam neo-liberal düzendeki iktisadi aklın bir amacı değil. Bunu zaten biliyoruz. Ancak bu örnek bana esas hukukun işleyişine dair bir şey söylüyor. Derrida, hukukun sonsuz bir erteleme hali olarak "deferrence - delay" olarak işlediğini, ve "öteki"nin hukuk içinde konuşamayacağını söylüyor. İşsiz figürü, sürekli kapıdan dönen "öteki" olarak vatandaş-devlet ilişkileri çerçevesinde nasıl düşünülebilir? Kafka'nın "Before the Law" hikayesine atıfla kurguladığı teorisinde bu ilişkinin diyalektik bir kırılma potansiyeli değil, sonsuz erteleme hali olduğunu iddia ediyor Derrida.

Ancak işçilerin verdiği ultimatom aslında bu ertelemeye bir itiraz hali. Aklıma Agamben'in Derrida'nın bu makalesine yaptığı eleştri geliyor. Agamben'e göre o sürekli kapıdan dönen adam bir gün kapıyı kıracak ve içeri girecektir. Ancak içeri girmesiyle, hukuğu etkisizleştirmesi eşzamanlıdır. O kapıyı kırdığı andan itibariyle bildiğimiz anlamda hukuğun son gelmiştir.

Muhtemelen 25 işçinin ultimatomu bir kısmının gözaltına alınmasıyla ya da onlara "geçici" bir iş verilip hukuğun sürekliliğinin sağlanmasıyla bitecektir. Ancak eylemin kendisi bana göre hukuğun işleyişini kavramış bir karşı-geliş olarak umut verici geldi. Yeter! demenin, İŞ-KUR'un kapısından girip bir daha çıkmamakla eşlenmesi siyaseten yıkıcı bir tutumu ortaya çıkarıyor.